‘türk sineması’ etiketine sahip yazılar
Adem’in Trenleri
iklimler bir kader iki
bu gidişle bi daha türk filmi izlemem ben. iklimlerin çekimlerine hayran olmuş ama konusundan nefret etmiştim. uzak gibi fln bi film değil daha gıcık. duygusal film diyolarmış. alakası yok. duygusal film görmedik sanki. kaderi de vurucu diye tanıttılar bana. requiem for a dream dediler, şu dediler bu dediler. yau bırakın kardeşim ya diyorum hepsine burdan. yanından geçemez.
.
“bağımlılık yaptı bırakamıyorum” temalı bişeyler izlemek istiyosanız requiem for a dream,
“aşk uğruna ölünürse aşktır” temalı bişeyler istiyosanız amores perros izleyin derim.
Beş Vakit-II
Filmin görüntü kalitesinden ve müziklerinin harikuladeliliğinden bahsettik ama film hakkında tek satır da olsa yazmamışız. Tamam belki alttaki yazının ilk paragrafı film hakkında yazmayışımızı makul bir nedenle izah ediyor ama yine de filmde değinmek istediğim bazı şeyler var.
Belirtmeye de gerek yok tabii ama yine de yazalım, bu satırlardan aşağısı spoyler içerebilir, ona göre :) (kesinlikle taş atmıyorum :p)
Devamını okuyun »
Ben filmler hakkında yazmam genelde. Anlamam çünkü. Bir filmi sadece izlerim, ötesine geçemem. Yönetenin, senaristin vermek istediğini de anlamam çoğu zaman. Bundandır yazamayışım da. Bir film hakkında yazıyorsam da muhtemelen filmin güzelliğinden başka bir şeyden etkilendiğimden yazarım. Konuyu uzatmayıp sadede gelirsem, bahsedeceğim filmden de bahsediş sebebim, yine bu sebeplerden olacak.
Beş Vakit, Reha Erdem’in yazıp yönettiği bir film. Harikulade müzikleri var. Sırf müzikleri için bile filmi tekrar izleyebilirim diyebilirdim. Taa ki film müziklenin bende neredeyse bir yıla yakın zamandır olan bir albümde olduğunu, filmin sonunda öğrenene kadar: Arvo Pärt, Te Deum!
Bu kadar olur, dedim, bu kadar! Gerçi ben, durum böyle olunca, yani film için özel olarak müzik yapılayıp da hazırda olan bir müzik kullanılınca “müziğe film yapılmış” gibi düşünsem de, ne önemi var bunun değil mi? Ne demiştik, film hakkında yazıyorsak başka sebepleri vardır, evet. İlki müzikleriydi, ikincisi görüntüleri!
Filmin görüntü yönetmeni Florent Herry. Kimdir nedir bilmem ama bu işi çok iyi yaptığı ortada. Duble harikulade. Geniş açının ötesine geçmiş kendisi. Filmi izlerken kendimden geçtim. Bu kadar mı güzellik olur, bu kadar mı olur diye.
Filmin bende bıraktığı etki: En kısa zamanda bir slr fotoğraf makinesi ile geniş açı lens (sigma 10-20 f/4-5,6 ex dc hsm neden olmasın :p) edinilip filmin çekildiği yere gitmek ve çekilmedik bir kare bırakmadan geri gelmemek…
Film hakkında detaylı bilgi filmin kendi sitesinden edinilebilir. Filmin dvdsi mevcut. İzlemek kesinlikle zaman kaybı olmaz. İyi seyirler, izlerseniz…
Filmden bazı sahneler:






dondurmam gaymak
sürekli bir gürültü, durmadan bağrışıp duran adamlar, koreceden de kötüsü varmış dedirten bir ege şivesi ve en tizinden kadın sesleriyle saçma sapan bir film. zaten karadeniz veya güneydoğu dizilerini de aynı sebepten sevmem ya. şive yapalım, yayarak bişeyler söyleyelim diye karakterleri gereksiz gereksiz konuşturan yapımlara gıcık oluyorum. hof be !!!
Uğur Yücel, seni ayakta alkışlamak istiyorum. Şayet bahsedebileceğimz bir Türk Sineması varsa o da sensin be abi, helâl olsun, diyecek söz bulamıyorum.
Film çekiyoruz diyen yönetmen bozuntularına, oyuncu kılıklı şaklabanlara, salak senaristlere inat, sen “Her şeye rağmen kaliteli film olur” diyorsun ve kaliteli film yapıyorsun.
Heâl olsun…
(İmkânınız varsa dvd’den izleyin, kamera arkası da kaçmaz!)
Düzenleme: Filmin bir de web sitesi varmış! http://www.yaziturafilm.com/
Altı kişilik İmam-Hatipli grubu ile The İmam filmini izledik, beğendik. Çok mu güzel, hayır. Ama yine de son zaman Türk filmleri arasında izlenmeye değecek nadir filmlerden biri.
Bizim, eleştirmen müstearlı faşistlerimize göre beş para etmeyebilir bu film, ancak onların ne dedikleri hiç de umurumuzda değil. İzledik, beğendik, son zaman Türk filmleri arasında da en iyisi olarak değerlendirdik. (Son zaman Türk filmleri arasından bir tane iyi film gösterebilir misiniz? Vizontele, Hababam filan diyen olursa onlara, bu filmleri bu kategoriye katmadığımı, onların yerinin daha başka olduğunu ifade etmek isterim.)
Faşistler filan dedim de aslında hata oldu, Yılmaz erdoğan’ın Vizontelelerine methiyeler düzen eleştirmenlerin böyle bir filmi anlamalarını beklemek çok yanlış.
Netice itiariyle, izlenilebilir bir film. Öyle “yarıda terkedilecek” (*) cinsten filan da değil. Türk sineması açısından (ki senarist Ömer Lütfi Mete, Türk Sineması diye bir şey yoktur der!) sevindirici.
İzleyin efendim.



