May 09 2007

the fountain

Yazar: sacidu

lacking tavsiye ediyor ben izliyorum serisinin üçüncü filmi olan the fountain ile karşınızdayım. ekşi sözlük kaynaklı söylentilere göre requiem for a dream filmini izledikten sonra takdir ettiğimiz darren aronofsky bu film için yaklaşık 5 yıldır özeniyormuş ama çekebilmek 2006 yılına kısmet olmuş. brad pitt oynatılmak istenmiş ama hugh jackman oynamış. brad’in neden oynamadığı belirsiz, oralarda bi karışıklık söz konusu.

kurgusuyla olsun konusuyla olsun çok uçuk bir filmle karşı karşıyayız. böylesi görülmedi yani. bir kez izlemeyle tam olarak anlamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum. filmin ilk yirmi dakikasını fln “noluyoruz, nerdeyiz, kim bunlar” gibi sorularla geçirdiğim için “ben mi anlamıyorum yoksa film mi çok karışık” diye düşündüm. hatta bir ara kendimden şüphe ettim. “nasıl yani, niye anlayamıyorum yaa !!”

eternal sunshine of the spotless mind filmini izlemiş olanlar içiçe iki hikaye kurgusu hatırlarlar. bir dış dünya bir de bilinçaltı hikayesi vardır. the fountain da hikaye sayımız üç. rakamla 3 ! kimi geçişler düzenli ama bazılarında geçtiğinizi bile anlayamıyosunuz. ya diyorum ya o kadar uçuk bi film..

ama yanlış anlamayın, filmi beğenmediğimi sanmayın. beğenmeyen, ne bu ya diyen, yarıda, hatta çeyrekte bırakan çok olacaktır (film ilk defa venedik film festivalinde yuhalanmış. yani ilk defa orda gösterilmiş ve yuhalanmış) ama ben sonuna kadar izledim ve beğendim. bi daha izleyebilir miyim? sanmıyorum. çünkü hikayeleri biliyorum. sonuçlarını biliyorum. gerçi efektleri için izlenebilir, neden olmasın.

biraz da film hakkında bilgi verip bitirelim. gerçi izlediğim her filmin yarısına gelmeden blogda ne yazacağıma karar veren ben bu film hakkında hala cümle kuramıyorum ama. ölüm var filmde (ağlanabiliyor), ölümsüzlük de var sanırım. çaresizlik var, ümit var. biraz budizm var sanki, mayalar felan var. ilginç bi film. çok deneysel..

Nis 04 2007

the prestige

Yazar: sacidu

süpper bir film sayın seyirciler. beklediğim kadar varmış, beklediğime değmiş. ben boşuna “prestige diye bi film varmış arkadaş söyledi süpermiş bulup indirmeliyiz” demedim iki ay boyunca.

ilk sahnesinden başlayarak 130 dakika boyunca dinmeyen bir heyecan, birbiri ardına gelen merak unsurları ve gerilim ile çok güzel bir sihirbazlık filmi. the illusionist gibi sıkıp sıkıp sonunda şoke etmiyor, periyodlar halinde sürekli şaşırtıyor, hiç de sıkmıyor. çünkü film iki eski arkadaşın, londra’nın en iyi iki sihirbazının zamanla gelişen ve her aşamada daha da şiddetlenen düşmanlıklarını, birbirlerinin numaralarını öğrenip daha iyisini yapma çabalarını anlatıyor. şimdi ne olacak, bu sefer kurtulamaz diye diye neler görüyor, kaç yaşınıza daha giriyorsunuz, ben söylemeyim siz izleyin.

the prestige
‘i yine kendisinin yönettiği memento, insomnia, following filmlerini izlediğim christopher nolan yönetmiş. cümle bozuk mu oldu ne anlamadım ama bu adamın tüm filmlerini izlemek lazım. toputopu 8 filmi varmış, ben 4ünü izlemiş oldum. insomnia güzeldi, diğerleri süpper..

oyuncu kadrosu da göz doldurucu. sihirbazlarımızı gözüm biyerden ısırıyor ama nerden diyip hatırlayamadığım hugh jackman ve the machinist filmindeki rolüne hayran kaldığım christian bale oynuyor; ki kendisi bu filmde baya kilolu, sağlıklı. verdiği onca kiloyu geri almış. birisi iyiyi birisi kötüyü oynuyor.

iki başrol oyuncusunun dışında michael caine, scarlett johansson ve nicola tesla‘yı canlandıran david bowie var. evet filmde nicola tesla da var. edison görünmüyor ama bolca bahsi geçiyor, adamları ortalıkta fink atıyor.

iki oscar ve birkaç başka ödül adaylıkları olmuş ama hiçbirini vermemişler. vermesinler zaten istemeyiz onların ödülünü. dondurmam gaymak‘ın aday adayı olduğu bir ödülü kim ister sorarım? izleyin pişman olmayacaksınız. keşke ben tekrar izleyebilsem. ama malesef tüm numaraları biliyorum. ama ama belki biriyle izleyip “bak şimdi adam şurdan çıkacak” diyerekten gıcıklık yapabilirim.