Sahtekarlar

Başrollerini Julia Roberts ve Clive Owen’in oynadığı 2009 yapımı bir film Duplicity. İkisi de eski ajan olan kahramanlarımız, iki farklı şirkette işe girerek birbirleriyle mücadele içerisindedirler. Bir müddet sonra bu mücadele dediğimiz şeyin danışıklı dövüş olduğunu gördüğümüz filmin sonunda, ikili sürprizle karşılaşır. Plan yapan sadece bizimkiler değildir. On üzerinden dört puanın bile fazla olduğuna inandığım, konusu güzel ama izlerken uyumamak için kendimi zor tuttuğum bir film.

Clive Owen’ın Raydan Çıkanlar ve Son Umut filmlerini izlemiştim daha önce. Neden oyunculuk yaptığını anlamadığım bir oyuncu diye düşünüyorum. Bir film boyunca aynı yüz ifadesini takınmasını geçtim, tüm filmlerinde aynı adam. Hiçbir ifade yok. Bu yüzden de başarısız bulduğum bir oyuncu olarak kalıyor hep.

Filmi Trabzon Forum’daki CineBonus sinemasında izledim. Çok uzun zamandan sonra ilk kez sinemaya gittim ve CineBonus’u gördükten sonra Rize’de kolay kolay sinemaya gideceğimi zannetmiyorum. Kocaman salon, kocaman perde, harika bir ses ve oturma düzeni ve Rize’deki dandik sinema salonları ile aynı ücret. Helal olsun diyorum. Keşke bu filmle değil de daha çok puan hak eden bir filmle görseydim salonları diyip, noktayı koyuyorum.

Sahtekar

Başrollünü Christine Collins rolünde Angelina Jolie’nin oynadığı ve John Malkovich’in eşlik ettiği bir Clint Eastwood filmi Sahtekar (Changeling). Bir tatil günü arkadaşının yerine işe gitmek zorunda kalan Christine, döndüğünde oğlunun evde olmadığını anlamasıyla başlayan hikaye, New York polisinin birkaç ay sonra oğlu diye bir başka çocuğu Christine’e getirmesiyle devam eden; polisiye, dram, politik bir film.

Gerçek bir hikayeye dayanıyor olması ve Angelina Jolie’nin çok başarılı oyunculuğu, yüz kırk dakikalık bu filmi izlerken sıkılmamamızı ve filmden kopmamamızı sağlayan en büyük etkenlerden biri.

New York polisinin olayları örtbas etmedeki başarısı ve hükümetin de buna destek çıkması, körler sağırlar birbirini ağırlar zincirinin “düzgün (!)” işlediğinde nasıl sonuçlar doğurabildiğini göstermesi açısından film önemli. Ama bir siyasi-politik eleştiri filmi olarak izlememekte fayda var çünkü asıl amaç bu değil (gibi). Eğer böyle bir film izlemek istiyorsanız 1973 yapımı Al Pacino filmi olan Serpico’yu izlemek çok daha doğru bir tercih olacaktır.

Filme gelen eleştirilerden biri, filmde sürekli yapılan “Oscar” vurgusu. Beni rahatsız etmedi. Bize Oscar verin diye algılamadım ben. Kaldı ki bunu yapmışlarsa bile eleştirilecek bir husus olmadığı kanaatindeyim. Neticede ödül, herkes almak ister. Ki Angelina Jolie bunu kesinlikle hakediyor.

Son olarak, filmin sonundaki şu diyalog için bile izlenilir bir film oluyor benim için:

- …It gives me something I didn’t have before tonight.

- What’s that?

- Hope.

On üzerinden sekiz puan ediyor film benim dereceme göre. Tavsiye olunur.

Beyaz Melek

Millet olarak bizi ağlatacak filmleri çok seviyoruz sanırım. Sinamamız bununla ilgili sayısız örnekle dolu. Beyaz Melek de bunlardan biri. İzleyiciyi ağlatıp-sızlatmak için yapılmış ve başarıya ulaşmış…

Hemen söyleyeyim son yarım saatten fazlasını izlemedim (hatun izledi : p), çünkü tahammül sınırım çoktan geçilmişti.

Filmin bariz üç kötü yanı var ama burada yazmaya çekiniyorum, anlayan anlamıştır artık : )

Sevgili Sacid ağabeyim çok güzel özetledi aslında filmi “Mahsun Kırmızıgül’ün ajitasyon dolu kişisel gelişim filmi” diye. Bunun üzerine bir şey demenin bir anlamı yok diyip, uzun zaman sonra yazdığım için kendimi tebrik ediyorum.

Artık seneye görüşürüz : )