May 31 2008

spanglish

Yazar: sacidu

tek kelime ingilizce bilmeyen meksikalı bir kadının küçük kızıyla birlikte çalışmak için las vegas’a gelişi ve orada, babası amerikanın en iyi aşçıbaşısı ve dünyanın en sakin kocası, karısı histerik bir kadın olan zengin bir ailenin yanında işe girmesini anlatan bir film. ailenin bernice isimli kilolu ve diş telli ama müthiş tatlı bir kızları ve eskiden ünlü bir şarkıcı olan annannesi var.

evinizde dilinizden anlamayan bir yardımcı olduğunu düşünün. el işaretleriyle anlaşıyorsunuz ya da anlaşamıyorsunuz. bir de kültür farkları var. meksikalı flor’un ailede anlam veremedikleri ve onların flor’da anlam veremedikleri, çatışmalar. ebeveyn-çocuk ilişkileri ve anlaşmazlıkları. hepsine sakin yaklaşma mesajı. aşk ise olmazsa olmaz. samimi ve komik bir film.

flor‘u paz vega oynuyor, baba karakteri olan john clasky‘yi adam sandler. histerik kadın deborah clasky‘yi canlandıran tea leoni de görülmeye değer. izleyin, izletin (tam bir aile filmi)..

 

May 26 2008

gadjo dilo

Yazar: sacidu

gadjo çingene olmayan manasına geliyormuş. dilo‘nun tam manası konusunda hiçbir fikrim olmamakla birlikte çılgın olabilir diye düşünüyorum. çünkü filmin ingilizce ismi crazy stranger, türkçesi ise çılgın yabancı.

stephane müzik peşinde koşan bir fransız, çok sempatik bir yüzü ve müthiş bir gülümsemesi var, dilini bilmediği topraklara nora luca isimli bir şarkıcıyı arıyor. geceyi geçirecek yer ararken izidor isimli çingeneyle karşılaşıyor ve onun yaşadığı topraklara gidiyor. çok sıcak bir film derler hani, işte ondan. çingenelerin reprenkli dünyaları, habire oynamaları (hem de nasıl oyun), hakareti ve küfürü iyi niyet göstergesi olarak kullanmaları gibi akılda kalıcı birçok güzel yanı var. stephane fransızca bilip konuşuyor, çingenelerse kendi dillerini. iki taraf birbirine kendi dilini öğretirken aklımda altyazıda “harika, adamım” olarak çevrilen ve telafuzu “super munşen” olan fransızca ifade kaldı. fransızca bilen biri şunun doğrusunu yazsın lütfen.

balkan müziğini seviyorsanız film bir artı daha alıyor. akılda kalıcı parçalar var. bu arada filmin sansürlenmesi gereken yerleri var ve altyazısı biraz terbiyesiz. ne biçim film tavsiye ediyosun demeyin sonra.. bunlarla ilgili bir probleminiz yoksa eğlenceli zaman geçirebileceğiniz bir film.. ona göre..

 

May 22 2008

Death Sentence

Yazar: ali usta

Ne kadar düzgün bir hayatın olsa da pislik eğer sana bulaşacaksa gelip bulaşıyor ve senin hayatını da mahfetmeyi başarıyor temalı, bol kanlı, ölümlü ama baştan sonra hareketli, heyecanlı bir film Death Sentence - Ölüm Emri.

Oğlunun, benzin istasyonunda sokak çetesine girmeye namzet bir zibidi tarafından öldürülmesi sonucunda, hukukun vereceği cezayı beğenmeyerek “hayır oğlumu öldüren o değildi” diyerek ifadesinden cayan ve zanlının serbest kalmasını sağlayan, akabinde de ona cezasını kendi veren bir babanın hikayesini (dramını?) anlatıyor filmimiz.

Yani bildik bir film aslında. Çok iyi ya da çok kötü gibi nitelendirmelere gelmeyecek, başka işiniz yoksa izlenebilecek bir film.

Puan vermeyeceğim : )

İyi seyirler…

May 20 2008

Hors de prix

Yazar: sabahnur

Amelie’i izleyip Audrey Tautou ’nun oyunculugunu sevmeyen yoktur heralde. Ben de filmin kapagında görünce hatunu, alıverdim hemen. Yoo yo hayranı değilimdir ama su gune dek izlediğim filmlerinin hepsini sevmiş durumdayım. (Un long dimanche de fiançailles , The Da Vinci Code )

Romantik komedi bir film yapı itibariyle… Paraya aşık,yaşlı ve zengin erkek avcısı rolunde Irene(A.T).

Filmin ilk dakikalarında , Maid in Manhattan’i mi izliyorum acaba dedim,ama değildi.

Carpık,sacma insan ilişkileri,komik durumlar,marka,para vs. vs.

Vasatın üstü bir filmdi diyebilirim. Zaten imdb de 6.8 vermiş.

 

May 19 2008

Arı Filmi

Yazar: sabahnur

Animasyon denince akan sular durur bende! Özellikle pazar gunleri uzun bir kahvaltı sonrasında, elde meyve suyuyla izlenen animasyonun verdiği mutluluk,tüm güne yeter!

Arı Filmini epeydir izlemek istiyordum, beklediğime ,heyecanlandığıma degen bir animasyondu.

İzlerken ,”Cok şükür hollywood, farklı hayvanları filmleştirmeye baslamıs” dedim kendi kendime, zira balık ve penguenlerden öggk gelmişti artık!

Orjinal seslendirmede; meshur Seinfeld dizisinin de beyni olan Jerry Seinfeld ve Renee Zellweger varmış. Seinfeld ayrıca, bu animasyonun yazarlarından da biri. Demek ki, bir de orjinalini izlemek gerek!

Konusuna pek girmeyi dusunmuyorum, ama Einstein haklıymış:)

imdb notu:6.4 ,imdbciler cem yılmazdan izleselerdi 7 verebilirlerdi:))

May 15 2008

romulus, my father

Yazar: sacidu

acıların çocuğu ray romanya kökenli olup avustralyada yaşayan bir çocuk. dengesiz ve sorumsuz annesi, aynı kadını paylaşan ve vazgeçemeyen karaktersiz öz ve üvey babalarının arasında yaşamaya çalışıyor. çok yavaş bir film, sürükleyici olmayan bir senaryo, avustralyalı romenlerin acınası hali. hikaye gerçekmiş ve gerçek ray’in anıları kullanılmış. ray büyüyünce yazar ve filozof olmuş. filmin sonunda veriliyor bu bilgi. nasıl olmasın nasıl. bu nasıl çocukluk.

May 14 2008

proof & fracture

Yazar: sacidu

biri proof diğeri fracture olmak üzere iki günde iki anthony hopkins filmi izledim. 

anthony hopkins deyince aklıma kuzuların sessizliği filmindeki hannibal karakteri gelir. ayemdibi’den filmografisine baktım da, izlediğim diğer filmlerinde de hep benzer karakterleri oynamış. katil değilse bile manyak, psikopat, dengesiz, şerefsiz. misal meet joe black‘teki ölüm meleği, surviving picasso‘daki picasso, all the king’s men‘deki yargıç karakteri ve diğerleri. hepsi aynı yerden çıkma.

proof filminde anthony hopkins kafayı bozmuş bir matematik dahisini oynuyor. gywneth paltrow ise babasına çekmekten korkan kızını. ikisi de matematikçi ve sanırım kafayı bozma durumu kalıtsal, ikisi de dengesiz. erkek oyuncu kontenjanından kendisine yer bulmuş jake gyllenhaal ise filmin aşk baharatı. matematikçiler için olabilir ama ben pek keyif alamadım. anthony’nin oyunculuğu ve gywneth’in juliet’e (losttaki) ne kadar benzediği dışında pek birşey kalmadı aklımda. filmin konusu hakkında bir ipucu olarak hiçbişey söyleyemem. spoiler’a girer..



fracture‘da da yine psikopat bir hopkins canlandırması var. ryan gosling ise bölge savcılığında görevli bir avukat. şöyle bir benzetme yaparsam yanlış olmaz. hopkins kediyi, gosling fareyi oynuyor. hopking goslingle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. hiç hazzetmediğim gosling’in fare konumuna düşmesini keyifle izledim. bu arada film polisiye. afişte “karımı öldürdüğümü kanıtlayamazsınız” yazıyor. gelin siz tahmin edin gerisini..



proof’a 6, fracture’a ise 6,5 puan veriyorum. 10 üzerinden..

May 10 2008

cassandra’s dream

Yazar: sacidu

woody allen tarafından yazılıp yönetilmiş acaip bir film. ian ve terry isimli iki kardeşin bir baltaya sap olma çabaları sırasında girdikleri dönüşü olmayan yolları anlatıyor. cassandra ise rüyasında balta görüp sapı nerde bunun diye ağlayarak uyanan biri fln demek isterdim ama alakası yok. filmde ne cassandra var ne de rüyası. ingilterede geçiyor ve biritiş aksanlı ingilizce konuşuyolar. bir parça takip sorunu var yani. bir suç öyküsü anlatan filmin geremediğini söylemeden geçemeyeceğim. her zamanki gibi ekşi sözlükte hastası çok görünüyor ama ben 10 üzerinden 5 puan verdim gitti. bi daha da gözüme görünmesin..

May 05 2008

le scaphandre et le papillon

Yazar: sacidu

ingilizcesiyle the diving bell and the butterfly, türkçesiyle veya en azından türkiyede vizyona girdiği ismiyle kelebek ve dalgıç gerçek bir hikayeden uyarlanmış tek kelimeyle zor bir film. biyografi drama türündeki filmde bilinmeyen bir nedenle tüm vücudu felç olan, “gözlerim dışında felç olmayan iki şey daha var; hayal gücüm ve hafızam” diyen jean-dominique bauby‘nin yaşam mücadelesi konu ediliyor. bauby isimli asıl karakteri canlandıran fransız çok iyi iş çıkarmış. ayemdibi’nin 8.3 puanına 0.7 puan da ben ekliyorum 9 ediyor. evet, 10 üzerinden 9..

afişinden ve isminden içeriği tahmin edilemeyen bir filmle karşı karşıyayız

May 01 2008

the notebook

Yazar: sacidu

ben film izlerken pek ağlamam. hatta hiç ağlamadım. bir dönem metrekareye düşen gözyaşı oranını epey yükselten babam ve oğlum‘u izlerken de hiç ağlamadığım için taş kalpli olmakla itham edildim. the notebook‘u lacking‘e sormuştum daha önce. güzel ama kotanı harcamana değecek kadar değil gibi birşey demişti. kotalı internet kullanıyordum o zamanlar, zor günlerdi. şimdiyse aklıma eseni ve esmeyeni indirebiliyorum ve sis*im bu filmi iki kez izlediğini, ikisinde de çok ağladığını söyledi. ben de izleyim bakalım eksik kalmasın dedim..

öncelikle şunu söyleyim: ağlamadım :) bundan daha acıklı aşk hikayelerini izledim, duydum. o yüzden çok da etkilenmedim. misal esas oğlan ve esas kızın gülücükler içinde birbirlerine kavuştukları an beni gülümsetmedi. normalde gülümsemem gerekirdi. sanki kendimmişim gibi o aşkın kahramanı. bu filmin neyi eksik diye düşündüm sonuna kadar. ryan gosling‘in oyunculuğunun kötü olduğuna karar verdim. zihnimde sakalını biraz daha uzattım ve çeçen mücahitlerinki gibi oldu yüzü. bu adam dedim bu hikayeyi oynayacak bir yüze ve mimiklere sahip değil. hiç sevmem ama leonardo di caprio oynardı mesela..

nuse**.. belki biraz spoiler olacak ama; filmin kurgusunu (1940larda geçen, aşk hikayesinin yaşandığı zamanı) atonement‘a benzettim. orda da benzer bir aşk vardı, hemen hemen aynı aşamalardan geçiyordu. yaşlı allie‘nin bataryası çıkarıldığında saati sıfırlanan bir cep telefonu gibi her sabaha sıfır bir hafızayla başlamasını da 50 first dates‘e benzettim. atonement’ı izlerken müthiş sıkılmıştım ama 50 first dates kesinlikle çok daha güzel bir aşk hikayesini konu ediyordu. 10 üzerinden 6,5 puan verip noktalıyorum. bu yarım puan senin hatırına sis :)

* sister manasında..
** neyse manasında..