4 film 1 konsept
normalde romantik olarak tanımlanabilecek filmleri pek sevmem. en azından günümüzde geçenleri. eski zamanların aşklarını anlatan filmleri ise seve seve izlerim. çünkü birçok ayrıntıyla doludurlar. rus aristokrasinin yaşam tarzı, ingiliz soylularının sıkıcılıkları fln vardır. gülerek bile izlenebilir böyle aşk filmleri. hani normalde ağlatır ya, o bakımdan.
.
bahsedeceğim 4 film de aşkı konu almış ve eski zamanlarda geçiyor. bunlardan ilk izlediğim pride and prejudice oldu. yüksek bir tavsiye edilirlik puanı vardı ve ben bu puanı daha da yükselttim. yani beğendim. jane austen’in romanından uyarlanan filmde çok çocuklu sıradan bir ingiliz ailesinin kafayı bozmuş annesinin kızlarını evlendirme çabası konu ediliyordu. bu filmdeki mr.darcy karakteri kızlar arasında epey popüler sanırım. keira knightley de aynı şekilde erkekler arasında : )
.
pride and prejudice’i izleyince aklıma yıllar önce trt2 de bir kısmını izlediğim onegin filmi geldi. bunu beğenen bunu da beğenirden hareket ederek indirip tekrar izledim. pride’a nazaran çok sessiz bir film onegin. puşkin’in bir şiirinden film yapılmış ve rusyada geçiyor. ancak karakterler britanya ingilizcesi konuşuyor : ) onegini boşverin de aşık olduğu kızı liv tyler oynuyor.
.
üçüncü film lacking’in tavsiyesi üzerine the new world oldu. türkçe dublajlısını indirdiğimi geç farkettiğim için o şekilde izledim. bu dört filmin en yavaş tempolusu the new world’dü. amerikanyaya gelen ingilizlerden kara kaşlı bir delikanlının pocahontas’a olan aşkını anlatıyordu. ikilinin sahneleri esas kızın yerlice, esas oğlanın ise ingilizce dışında bir dil bilmemesi nedeniyle biraz uçuktu. bu filmde christian bale oynuyor ve takdir edilesi bir role sahip. adam gibi adam : )
.
son film jane austen’in pride and prejudice isimli romanını yazdığı zamanlara denk gelen aşk hikayesini anlatan becoming jane idi. hikaye gerçek midir bilmiyorum ama güzel bir filmdi. esas oğlanı the king of scotland‘dan beğendiğim james mcavoy oynuyordu. anne hattaway ise jane austen rolünde the devil wears prada‘dakinden daha güzeldi.
.
sonuç olarak bir sıralama yap derseniz, başa becoming jane‘i koyarım sanırım. sıkmayacak kadar hareketli, baş ağrıtmayacak kadar da az sesli bir film çünkü. ikinci sıraya koyduğum pride and prejudice ise oldukça gürültülü bir film. çünkü ailenin annesi tam bir manyak. nefret etmemek elde değil. baba ise aklı başında bir karakter. aynı becoming jane’de olduğu gibi. jane austen pride’ı yazarken kendi ailesinden esinlenmiş olmalı. üçüncü sırada onegin var, bence hikayesi ve oyunculukları çok güzel. tek eksiği temposunun düşük olması. the new world de güzel bir film olmasına rağmen bu dörtlü içinde son sırada. çünkü çok fazla sessiz sahne var ve esas oğlan-esas kız arasında iletişim problemi söz konusu.
.
film yorumu yazmayı unutmuşun, idare ediverin : )



03 Ekim 2007, 02:09
biz de özlemişiz hani yorumlarınızı dostum:)
değinmek istediğim bir kaç nokta var. the new world 3′üne kıyasla daha alternatif bir film olduğu için aksiyon odaklı değil. bu nedenle seyirci profili diğer 3 filme göre farklı. sabır ve anlayış gerektiren bir yapım. diğerlerine göre temposunun düşük oluşu ve filmin süre bakımından uzun oluşu sayesinde içeriğe katılan soft, göze hitap eden detayların yoğunluğu arttırılmış ve böylece ana fikir oldukça pekiştirilmiş.
ayrıca asla bir iletişim problemi görmedim aralarında. bilakis kız karakter gereğinden fazla bile iletişim kuruyor o uyuzla:pPp
son olarak, the new world’un sonu, izlediğim zaman dilimini ve ruhsal durumumu göz önüne alınca,oldukça uygun gelmişti bana. bugün yine öyle geliyor olması pek sevindirici:)) bu son’lar gerçek son’lar. o yüzden becoming jane ve the new world’deki sonlar gerçeğin o soğuk yönünü yüzüme çarparken, bir yandan alışma sürecimi de kolaylaştırmıştır deyip saygılar sunup huzurunuzdan çekileyim efendim. sırada başkaları da var yazacak olan, ondan:PpP
:)
03 Ekim 2007, 02:11
nasıl iletişim problemi yok. kız ingilizce öğrenene kadar diyalog kuramıyolarki. smith bikaç kelime öğreterek kızın duygularıyla oynuyo o kadar :))
ingilizcesi izlesem daha severim belki. türkçe dublajı iyi değildi :)
03 Ekim 2007, 02:15
aynı dili konuşmayınca “iletişim” daha “gerçek”..yanlış anlamalardan uzak, kelimelerin esareti yok..seni temin ederim..
smith duygularla oynamak için yapmıyor, rüya ile gerçeği birbirinden çok kopuk sanıyor. her birini ayrı raflarda saklıyor. problem bu. tekrar seyretmeni-ve yalnız- salık veririm.
03 Ekim 2007, 02:18
hadi canım sende. bana smith’i savunma lütfen. adam zahmet edip de iki kelime konuşsaydı kız incinmeyecekti :)
03 Ekim 2007, 02:21
hep içindeki dilemmalardan oldu bunlar. ben smith’i savunacak en son insanım biliyorsun:)
03 Ekim 2007, 12:46
sıkıcı,uzun bi filmdi. Sinemada izledim,filmdeki guzel seyler yesillik, deniz.. Sonu selvi boylum al yazmalım gibiydi :p -dogru hatırlıyorum dimi?-
03 Ekim 2007, 12:51
uzun olduğu için sıkıcı geliyor :) evet aynen öyle. hemen hemen mutlu bir sona sahip :)
03 Ekim 2007, 16:03
İlk ve son filmleri izlemek üzere sıraya aldım (Pride an Prejudice denen filmi 6. denemeden sonra başarıyla indirdim evet : D ). Yeni Dünya’yı sinemada izledim, sen az bile demişsin, ben filmi sinemada izlerken “Allah rızası için biri konuşsun şu oyunculardan” diye isyan etmiştim :)
Onegin’i ise bulamadım, msn’den göndersene abi : P
03 Ekim 2007, 18:29
abi ayıpsın. msni beklemeyim dedim mailine attım :)
04 Ekim 2007, 01:32
ya bu kadar mı uzak kalınır alemden. ne yazıya ne yorumlara konsantre olamadım. kendimi tamamen dışlanmış hissettim. lost olsa bu kadar olmazdım :).
Bak flickr da gördüm, prison başlamışsın. ben geçen bölümü izledim, pek sarmadı. ilk sezon iyiymiş. gel sen house başla, bende yorum bol :)
04 Ekim 2007, 01:35
house’un 1.sezonu elime geçti ama henüz izlemeye başlayamadım. en yakın zamanda ilk house blogum burada bi yerde olacak. beni izlemeye devam et sen :))
07 Ekim 2007, 08:48
yok abi, ben holywood filmlerinden de, batili ask tasvirlerinden de bıktım. hayat, dünya sinemalarında, inan ki. ama yine de yorumlar için teşekkürler, sen sinema yazısı yaz, biz okuyalım.
11 Ekim 2007, 05:38
İzleyince gördüm ki Pride and Prejudice ve Becoming Jane; gürültülü, alışık olmadığım(ız) derecede kalabalık, alt yazısını takip etmekte zorlanacak kadar uzun diyaloglara sahip filmler olsalar da çok çok çok başarılı, güzel filmler.
Becoming Jane’i bir daha izleyebilirim, o derece : ) Onegin’i henüz izlemedim ama o da yakındır : )
11 Ekim 2007, 13:33
abi bir dörtlü blog da senden bekliyoruz :)
aklımda başka filmler var ama yazmaya üşeniyorum, bayramdan sonra yazarım inş :)
20 Kasım 2007, 00:51
[…] ağabeyimizin şuradaki tavsiyesi üzerine temin edip izlediğim Onegin hakkında ileri geri konuşacağım […]