my blueberry nights

türkiyede benim aşk pastam olarak gösterilerek kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğüm bir film. basit bir filmmiş gibi gösteriyor sanki, romantik komediymiş gibi. oysa yabanmersini gecelerim olmalıydı düz çeviriyle. merak etmeliydik izlemeden önce o da ne demek diye. bu filmin ismine yaptıkları haksızlığı kesin türkçe dublaj yaparak da yapmışlardır. oysa yapılmamalıydı.

my blueberry nights wong kar wai‘nin 2007 cannes film festivali gösterilmiş ve altın palmiye almış filmi. önem sırasına göre; norah jones, jude law, rachel weizs, natalie portman gibi tanıdık isimler mevcut. oyunculuğunu ilk kez izlediğim norah jones karakterinin hakkını vermiş, oynaması gerektiği gibi oynamış. jude law ingiliz aksanı dışında bildiğimiz gibi, çok iyi. natalie portman sadece oyunculuğuyla değil güzelliği ile de yerini doldurmuş.

my blueberry nights

filmde kullanılan çekim tekniği ve efektler hikayeyi desteklemiş, masal dinliyor hatta izliyor gibi hissettiriyor. müzikler ise tek kelimeyle şukela. misal yanlış hatırlamıyorsam hem başta hem sonda çalan cat power - the greatest. bulun dinleyin.

konusuna gelirsek. elizabeth yani norah jones kalbi kırık bir kızdır. aslında başta kalbinin kırılmasından korkan bir kızdır. sonra kalbi kırık bir kız olarak insanda garson olma isteği uyandıran jeremy’nin yani jude law’un kafesinde oturur ve o geceden sonra yabanmersinli turta seven kız olur. yabanmersinli turta seven kız new york’dan ayrılır ve başka şehirlerdeyken kalbinin kırık olduğunu unutmaya çalışır. turtacı jeremy ise elizabeth’i bekler. bu kadar, daha fazla anlatamam.

Bookmark and Share

3 maymun

ülkemizin cannes temsilcisi nuri bilge ceylan‘ın filmlerini bilirsiniz. sanat filmi çekme iddiasındaki ceylan su konuşma, mimiklerin konuşsun akımının temsilcisi bir yönetmen olarak mümkün olduğunda az konuşmalı, cins adamlı, mutsuz insanlı filmler yapmayı sever. filmlerinin genelinde kendisi de oynar. zaten filmlerin cins adamı da genelde kendisidir.

nuri bilge ceylan’ın filmlerinin çoğunu izledim. kore filmlerini sevmeyip inadına izlemem gibi ceylan’ın filmlerini de aynı zihniyetle izledim hep. sevmedim ama nefret de etmedim. ta ki iklimler filmine kadar. iklimler filminin konusuzluğu ve ceylan’ın kendi canlandırdığı karakterin anlamsız hareketleri ve bunları dakikalarca izlemek zorunda kalmam canımı sıktı.

3 maymun’dan aksiyon fln beklemiyordum tabi. ne göreceğimi bilerek izledim. uzun süre direndim izlememeye ama :) çekimler, kamera açıları her zamanki gibi mükemmeldi. bunlara ek olarak film ses konusunda da oldukça zengindi. gök gürültüsü sesi, yağmur sesi, tren sesi. en rahatsız edicisi ise nefes sesiydi. bir de karakterlerin seslerinin nerede olurlarsa olsunlar aynı duyulmasını sevmedim. öyle filmleri sürekli dublajı garipseyerek izliyorum.

konu olaraksa filmi yeterli buldum. iklimlerdeki gibi zorlama değildi. gerçek bir konusu vardı. eski türk filmlerindeki konulara benzettim hatta. daha az konuşmalı ve daha iyi çekimli olanı. sonuç olarak sıkılmadım, sevdim. 10 üzerinden 7,5 veya 8 fln verebilirim. iyi günümdeyim.

Bookmark and Share

the curious case of benjamin button

slumdog millionaire filmi ile oscarda kapışan ve mağlup olan, imdb’ye göre 6 şubat 2009′da gösterime giren türkçesiyle benjamin button’ın tuhaf hikayesi‘ni aylar sonra nihayet izleyebildim. david fincher‘ın yönettiği, brad pitt ve cate blanchett‘ın başrollerini paylaştığı film 3 oscar kazandı, geri kalanların çoğunu slumdog millionaire’e kaptırdı. karşısında böylesine popülerleşmiş bir yapım olmasaydı çok daha fazla kazanabilirdi.

the curious case of benjamin button

166 dakika (2:46) süren film 1900′lerin 1. dünya savaşı sonrasına gelen döneminde geçiyor. yani bir kısmı, asıl hikaye. zaten çoğunuz izlemişsinizdir sanırım, izlemeyenler de benjamin button’ın olayının ne olduğunu duymuş okumuştur diyerekten amman spoiler olmasın diye kasmıyorum kendimi. benjamin button yaşam çizgisi ters başlayan bir insan. yüzüne bakılmayacak kadar çirkin doğuyor ve hayatının son demlerini yaşayan insanlarla bir huzurevinde büyüyor. büyüyor ama aslında küçülüyor. küçülürken hayatı öğreniyor, yaşama ve ölüme ilişkin fikirler ediniyor.

benjamin button yani brad pitt kendi hikayesini kendi ağzından anlatıyor. filmin yarısından biraz fazlasında da şahsen görünüyor. benjamin button’ı filmde 7 kişi canlandırmış. 3′ü yaşlılık, 3′ü çocukluk ve biri de brad pitt yani yetişkinlik ve gençlik.

şahsen çocukluk hariç tamamını beğendim. çocukluktan kastım benjamin button’ın gerçek çocukluğu, yani filmin sonu. keşke brad pitt canlandırabildiği kadarı olsa, sonra bir trafik kazası fln geçirip ölseydi diye düşündüm. çocukluk kısımları yeter artık finali yapalım havasında düşünülmüş sanki. beni tatmin etmedi. onun dışında yaklaşık 3 saat olan filmi 1,5 kez izledim. hiç sıkılmadım, çok da hoşuma gitti. tavsiye ederim. 10 üzerinden de 9 puan veririm.

bu arada, benjamin button’ı izlerken aklıma the man from earth filmi geldi. orda da yaşlanmayan, hep aynı yaşayan bir adam vardı. dünyayı geziyordu ve çok şey biliyordu. çok şey. keşke yaşlanmayan bir adamın dünyayı gezdiği, önemli olaylara şahit olduğu, önemli insanlarla tanıştığı bir film yapılsa. hatta dizi. ne güzel olurdu.

Bookmark and Share