coraline

son zamanlarda pek film izleyemiyorum. hatta hiç. en son karayip korsanları 2′yi izlemiştim ama çok eski bir film olduğu için birşey yazmadım. en son ise geçen hafta coraline’i izledim. enteresan bir animasyondu.

tavsiye eden arkadaşım konusunun ne olduğunu söylememişti. ben de hiç araştırmamıştım nedir neden bahseder diye. zaten fragman izlemeyi sevmiyorum, resmen filmin özetini izletiyorlar, heyecanı kaçıyor. konusunu bilmediğim için animasyon boyunca hadi bakalım şimdi ne olacak daha neler göreceğiz havasındaydım.

bildiğimiz animasyonlardan farklı bir tarzda çekilmiş olan filmde ismi coraline olan küçük bir kız çocuğunun kendi çaplarında acaip meşgul olan ailesiyle birlikte taşındığı yeni evlerinde yaşadığı gerilim dolu macera anlatılıyor. evet yanlış duymadınız, gerilim dolu. ilk defa korku ve gerilim öğeleri içeren bir animasyon izledim. birkaç esprili sahnenin dışında pek komik yanı da yoktu. hikaye kimi zaman sıkıcı olabilmekle beraber, misal müzikalimsi sahneler, genelinde idare ederdi. fantastik bir hikayeye sahip olduğu için özetimsi bişey yapamıyorum. denedim olmadı.

yapım aşamasını bilmiyorum ama, sanki karakterler kuklaydı ama sanki bilgisayarda yapılmışlardı. hem kukla izliyor havası veriyor hem bilgisayar animasyonu. bence güzel harmanlamışlar. 3 boyut işini de güzel yapmışlar bazı sahneler oldukça derin görünüyordu. renklerin canlılığını unutmamak lazım.

bu arada animasyonun en komik sahnesi finaliydi diyip 10 üzerinden 6,5 veya 7 puan vererek yazımı sonlandırıyorum.

 

Bookmark and Share

my blueberry nights

türkiyede benim aşk pastam olarak gösterilerek kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğüm bir film. basit bir filmmiş gibi gösteriyor sanki, romantik komediymiş gibi. oysa yabanmersini gecelerim olmalıydı düz çeviriyle. merak etmeliydik izlemeden önce o da ne demek diye. bu filmin ismine yaptıkları haksızlığı kesin türkçe dublaj yaparak da yapmışlardır. oysa yapılmamalıydı.

my blueberry nights wong kar wai‘nin 2007 cannes film festivali gösterilmiş ve altın palmiye almış filmi. önem sırasına göre; norah jones, jude law, rachel weizs, natalie portman gibi tanıdık isimler mevcut. oyunculuğunu ilk kez izlediğim norah jones karakterinin hakkını vermiş, oynaması gerektiği gibi oynamış. jude law ingiliz aksanı dışında bildiğimiz gibi, çok iyi. natalie portman sadece oyunculuğuyla değil güzelliği ile de yerini doldurmuş.

my blueberry nights

filmde kullanılan çekim tekniği ve efektler hikayeyi desteklemiş, masal dinliyor hatta izliyor gibi hissettiriyor. müzikler ise tek kelimeyle şukela. misal yanlış hatırlamıyorsam hem başta hem sonda çalan cat power - the greatest. bulun dinleyin.

konusuna gelirsek. elizabeth yani norah jones kalbi kırık bir kızdır. aslında başta kalbinin kırılmasından korkan bir kızdır. sonra kalbi kırık bir kız olarak insanda garson olma isteği uyandıran jeremy’nin yani jude law’un kafesinde oturur ve o geceden sonra yabanmersinli turta seven kız olur. yabanmersinli turta seven kız new york’dan ayrılır ve başka şehirlerdeyken kalbinin kırık olduğunu unutmaya çalışır. turtacı jeremy ise elizabeth’i bekler. bu kadar, daha fazla anlatamam.

Bookmark and Share

3 maymun

ülkemizin cannes temsilcisi nuri bilge ceylan‘ın filmlerini bilirsiniz. sanat filmi çekme iddiasındaki ceylan su konuşma, mimiklerin konuşsun akımının temsilcisi bir yönetmen olarak mümkün olduğunda az konuşmalı, cins adamlı, mutsuz insanlı filmler yapmayı sever. filmlerinin genelinde kendisi de oynar. zaten filmlerin cins adamı da genelde kendisidir.

nuri bilge ceylan’ın filmlerinin çoğunu izledim. kore filmlerini sevmeyip inadına izlemem gibi ceylan’ın filmlerini de aynı zihniyetle izledim hep. sevmedim ama nefret de etmedim. ta ki iklimler filmine kadar. iklimler filminin konusuzluğu ve ceylan’ın kendi canlandırdığı karakterin anlamsız hareketleri ve bunları dakikalarca izlemek zorunda kalmam canımı sıktı.

3 maymun’dan aksiyon fln beklemiyordum tabi. ne göreceğimi bilerek izledim. uzun süre direndim izlememeye ama :) çekimler, kamera açıları her zamanki gibi mükemmeldi. bunlara ek olarak film ses konusunda da oldukça zengindi. gök gürültüsü sesi, yağmur sesi, tren sesi. en rahatsız edicisi ise nefes sesiydi. bir de karakterlerin seslerinin nerede olurlarsa olsunlar aynı duyulmasını sevmedim. öyle filmleri sürekli dublajı garipseyerek izliyorum.

konu olaraksa filmi yeterli buldum. iklimlerdeki gibi zorlama değildi. gerçek bir konusu vardı. eski türk filmlerindeki konulara benzettim hatta. daha az konuşmalı ve daha iyi çekimli olanı. sonuç olarak sıkılmadım, sevdim. 10 üzerinden 7,5 veya 8 fln verebilirim. iyi günümdeyim.

Bookmark and Share