romulus, my father

acıların çocuğu ray romanya kökenli olup avustralyada yaşayan bir çocuk. dengesiz ve sorumsuz annesi, aynı kadını paylaşan ve vazgeçemeyen karaktersiz öz ve üvey babalarının arasında yaşamaya çalışıyor. çok yavaş bir film, sürükleyici olmayan bir senaryo, avustralyalı romenlerin acınası hali. hikaye gerçekmiş ve gerçek ray’in anıları kullanılmış. ray büyüyünce yazar ve filozof olmuş. filmin sonunda veriliyor bu bilgi. nasıl olmasın nasıl. bu nasıl çocukluk.




proof & fracture
biri proof diğeri fracture olmak üzere iki günde iki anthony hopkins filmi izledim.
anthony hopkins deyince aklıma kuzuların sessizliği filmindeki hannibal karakteri gelir. ayemdibi’den filmografisine baktım da, izlediğim diğer filmlerinde de hep benzer karakterleri oynamış. katil değilse bile manyak, psikopat, dengesiz, şerefsiz. misal meet joe black‘teki ölüm meleği, surviving picasso‘daki picasso, all the king’s men‘deki yargıç karakteri ve diğerleri. hepsi aynı yerden çıkma.
proof filminde anthony hopkins kafayı bozmuş bir matematik dahisini oynuyor. gywneth paltrow ise babasına çekmekten korkan kızını. ikisi de matematikçi ve sanırım kafayı bozma durumu kalıtsal, ikisi de dengesiz. erkek oyuncu kontenjanından kendisine yer bulmuş jake gyllenhaal ise filmin aşk baharatı. matematikçiler için olabilir ama ben pek keyif alamadım. anthony’nin oyunculuğu ve gywneth’in juliet’e (losttaki) ne kadar benzediği dışında pek birşey kalmadı aklımda. filmin konusu hakkında bir ipucu olarak hiçbişey söyleyemem. spoiler’a girer..




fracture‘da da yine psikopat bir hopkins canlandırması var. ryan gosling ise bölge savcılığında görevli bir avukat. şöyle bir benzetme yaparsam yanlış olmaz. hopkins kediyi, gosling fareyi oynuyor. hopking goslingle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. hiç hazzetmediğim gosling’in fare konumuna düşmesini keyifle izledim. bu arada film polisiye. afişte “karımı öldürdüğümü kanıtlayamazsınız” yazıyor. gelin siz tahmin edin gerisini..




proof’a 6, fracture’a ise 6,5 puan veriyorum. 10 üzerinden..
cassandra’s dream
woody allen tarafından yazılıp yönetilmiş acaip bir film. ian ve terry isimli iki kardeşin bir baltaya sap olma çabaları sırasında girdikleri dönüşü olmayan yolları anlatıyor. cassandra ise rüyasında balta görüp sapı nerde bunun diye ağlayarak uyanan biri fln demek isterdim ama alakası yok. filmde ne cassandra var ne de rüyası. ingilterede geçiyor ve biritiş aksanlı ingilizce konuşuyolar. bir parça takip sorunu var yani. bir suç öyküsü anlatan filmin geremediğini söylemeden geçemeyeceğim. her zamanki gibi ekşi sözlükte hastası çok görünüyor ama ben 10 üzerinden 5 puan verdim gitti. bi daha da gözüme görünmesin..
ingilizcesiyle the diving bell and the butterfly, türkçesiyle veya en azından türkiyede vizyona girdiği ismiyle kelebek ve dalgıç gerçek bir hikayeden uyarlanmış tek kelimeyle zor bir film. biyografi drama türündeki filmde bilinmeyen bir nedenle tüm vücudu felç olan, “gözlerim dışında felç olmayan iki şey daha var; hayal gücüm ve hafızam” diyen jean-dominique bauby‘nin yaşam mücadelesi konu ediliyor. bauby isimli asıl karakteri canlandıran fransız çok iyi iş çıkarmış. ayemdibi’nin 8.3 puanına 0.7 puan da ben ekliyorum 9 ediyor. evet, 10 üzerinden 9..

afişinden ve isminden içeriği tahmin edilemeyen bir filmle karşı karşıyayız
the notebook

ben film izlerken pek ağlamam. hatta hiç ağlamadım. bir dönem metrekareye düşen gözyaşı oranını epey yükselten babam ve oğlum‘u izlerken de hiç ağlamadığım için taş kalpli olmakla itham edildim. the notebook‘u lacking‘e sormuştum daha önce. güzel ama kotanı harcamana değecek kadar değil gibi birşey demişti. kotalı internet kullanıyordum o zamanlar, zor günlerdi. şimdiyse aklıma eseni ve esmeyeni indirebiliyorum ve sis*im bu filmi iki kez izlediğini, ikisinde de çok ağladığını söyledi. ben de izleyim bakalım eksik kalmasın dedim..
öncelikle şunu söyleyim: ağlamadım :) bundan daha acıklı aşk hikayelerini izledim, duydum. o yüzden çok da etkilenmedim. misal esas oğlan ve esas kızın gülücükler içinde birbirlerine kavuştukları an beni gülümsetmedi. normalde gülümsemem gerekirdi. sanki kendimmişim gibi o aşkın kahramanı. bu filmin neyi eksik diye düşündüm sonuna kadar. ryan gosling‘in oyunculuğunun kötü olduğuna karar verdim. zihnimde sakalını biraz daha uzattım ve çeçen mücahitlerinki gibi oldu yüzü. bu adam dedim bu hikayeyi oynayacak bir yüze ve mimiklere sahip değil. hiç sevmem ama leonardo di caprio oynardı mesela..
nuse**.. belki biraz spoiler olacak ama; filmin kurgusunu (1940larda geçen, aşk hikayesinin yaşandığı zamanı) atonement‘a benzettim. orda da benzer bir aşk vardı, hemen hemen aynı aşamalardan geçiyordu. yaşlı allie‘nin bataryası çıkarıldığında saati sıfırlanan bir cep telefonu gibi her sabaha sıfır bir hafızayla başlamasını da 50 first dates‘e benzettim. atonement’ı izlerken müthiş sıkılmıştım ama 50 first dates kesinlikle çok daha güzel bir aşk hikayesini konu ediyordu. 10 üzerinden 6,5 puan verip noktalıyorum. bu yarım puan senin hatırına sis :)
* sister manasında..
** neyse manasında..




son zamanlarda izleyecek film bulamama sorunu yaşıyorum, yaşıyoruz. holivutun elindeki kaliteli projeler tükenince, bağımsız sinema diye tabir edilen yerlerden de iyi bir film çıkmayınca ne kadar çok korku/gerilim filmi üretildiğini farkettim. nereye baksam korkunç yüzler var film afişlerinde. bu tür benim hiç hazzetmediğim bir tür olduğu için ben de ayemdibi’ye girip sevdiğim ve takip etmeye çalıştığım birkaç ismin (oyuncu, yönetmen) gelecek projelerini not ettim. sizinle de paylaşayım ve hatta varsa bildiğiniz müstakbel yapımlar siz de onları yazın ki sinerji fln olsun.
vicky christina barcelona: bu filme woody allen üzerinden ulaştım. oyuncu kadrosunda scarlett johanson, penelope cruz, javier bardem gibi isimler var. yönetmen de woody allen olunca türü romantik komedi olarak görünen bu filmden çok ümitliyim. bu arada yine woody’nin cassandra’s dream isimli filmini önümüzdeki günlerde izleyip yazmayı düşünüyorum.
pride and glory: bir edward norton filmi. colin farrell ise bonusu. amerikan futbolu merkezinde bir suç filmi bekliyorum. nypd fln yazıyor. her ne kadar basit görünse de edward filmidir diyip not alıyorum.
the curious case of benjamin button: the assasination of jesse james gibi bu da brad pitt‘in filmi. ona cate blanchett eşlik ediyor ki babel filminde de öyle olmuştu. her ikisini de çok severim. isimleri benziyor ve benjamin button eski bir isim gibi duruyor ama ayemdibi de yazanlara göre film fantastik romantik dramatik birşey. merakla bekliyoruz..
burn after reading: bir coen kardeşler filmi. türü komedi drama olan filmin oyuncu kadrosuna bakın siz. george connely, brad pitt, john malkovich, tilda swinton. big lebowski ve fargo gibi çok kaliteli komedi filmlerini yapmış adamlar bunu da kesin süper yapıyordur.
crossing over: sean penn üzerinden ulaştığım bir film. ayrıyetten harrison ford ve ashley judd da oynuyor ama benim asıl ilgimi çeken sean penn. güzel bir drama bekliyorum. gerçi sean peen filmi diye izleyip hayal kırıklığına uğradığım ya da beklediğimi bulamadığım iki film hatırlıyorum ama (mystic river ve interpreter).
rudo y cursi: gael garcia bernal başrolünde bir komedi drama filmi. seviyorum bu adamı..
dead like me: desmond brada yani henry ian cusick için not ettiğim bir fim. ben bu yazıyı yazdığım sırada henüz 6 oy almış ve ortalaması 9.7 (vuuuu). ismini verdiim filmler içinde 5 oy alıp imdb puanına sahip olan tek film de bu yanlış hatırlamıyorsam. bakalım internete ne zaman düşecek..
Böyle güzel ve özel bir günü çocuğunuzla evde geçirecekseniz eğer, severek izlediğim ve arşiv yaptığım bir kaç film ve animasyonu önermek istiyorum..
Narnia Günlüğü - Aslan Cadı ve Dolap : C.S. Lewis‘in fantastik kitap serisinin yayınlanan ilk kitabından uyarlanmış bir film. 4 kardeşin fantastik maceralarını izlerken çokça eğlenecek, yedikleri lokumları görünce ağzınız sulanacaksınız..
Sihirli Dadı : 7 yaramaz, uslanmaz, iflah olmaz kardeşin disipline çekilmesi için gerekli olan tek şey Sihirli Dadı McPhee’dir. İşte size, oldukça eğlenceli bir film alternatifi daha..
Talihsiz Serüvenler Dizisi : Bu sefer 3 yetim kardeşin serüvenleriyle karşı karşıyayız. Çocukların maceralarının en büyük ortağı harika oyunculuğuyla Jim Carrey.. Eğlence garantidir!
Kayıp Balık Nemo, Sevimli Canavarlar, Şaşkın İmparator, İnanilmaz Aile ve tabii ki Shrek.. Ayrıca sitemizde daha once yayınlanmış diğer animasyonlara da bir göz atın derim..
ratatouille
animasyon izlemeyi severim. ratatuy gibi olanına ise bayılırım. şimdiye kadar animasyonlarda genelde hayvanların dünyasını izledik. şarkı söyleyip dans ediyorlardı (happy feet), aşık oluyor ve sevginin gücünü kanıtlıyorlardı (shrek) ya da insanlarla birlik olup hayvan haklarını koruyolardı (bee movie).

ratatuyda ise tat ve koku duyusu aşırı gelişmiş bir fare olan remy‘nin aşçılık serüvenini izliyoruz. herkes yemek yapabilir isimli kitabıyla remy’ye ilham veren şef gusteau‘nun restoranında çalışan karikatür tipli aşçılar, fransızca aksanlı ingilizce, baş fare karakterler remy ve emile‘in yüz ifadeleri bu serüveni çok izlenesi yapıyor. tüm animasyon severler ratatuy‘u izlemeli. orjinal dublajlı tavsiye ederim.

türkiyede sanırım “görüşme” ismiyle vizyona girmiş ama interview‘ü karşıladığını sanmıyorum. röportaj daha uygun olur diye düşünüyorum çünkü film sadece bir röportaj. ne bir konu var ne bir kurgu. sanırım 50 li yaşlarına gelmiş normal şartlarda politik haberlerle meşgul olan pierre’in her nasılsa (biliyorum ama söyleyemem, bilmiyomuş ayağı yapıyım) genç ve güzel oyuncu katya ile yaptığı ya da yapmaya çalıştığı röportajı izliyoruz. steve buscemi‘nin canlandırdığı pierre röportaj yapacağı sienna miller‘ın canlandırdığı katya hakkında hiç bir şey bilmediği, bir filmini dahi izlemediği için sohbet bir türlü yürümüyor ama her nasılsa (valla söylemem) 1 saat kadar sürüyor. taraflar rol kesme ve kekleme sanatının inceliklerini kullanıp şok bir final yapıyorlar.
biraz tiyatromsu ve oldukça orjinal. ben severek izledim ama tavsiye edilebilir mi bilmiyorum. ya sevilecek ya nefret edilecek filmlerden gibi duruyor.
hanımlar beyler
biz gençler çok film izleyen, sonra da sağda solda gördüğünün kafasını “abi bi film izledim şöle şöle” diye ütüleyen insanlarız. içimizden hızını alamayan sacid, blog yapalım diyince, parayı nereye harcayacağını şaşıran ali sarı, domain ve host satın aldı. adını ne koyalım, ezanı kulağına kim okur diye düşünürlerken köşede karşılaştık. beni bulaştırmayın dediysem de yakayı kurtaramadım ve sonunuanlatma.com dedim.
kısaca geçmiş olsun, bundan böyle burada film eleştirilemizi okuyacaksınız. ben ve ekip arkadaşlarım filmlerin sonunu anlatmayacağımıza ve ben de varım diyenlere karşı sevgili, saygılı, şefkatli olacağımıza niye söz verelim ki.


